
Bazı ayrılıklar gürültüyle olmaz. Ne kapılar çarpılır ne de son sözler söylenir. Sadece insanın içinde bir yer sessizce kapanır ve bir daha açılmaz. Dışarıdan bakana her şey aynı görünür; oysa içeride bir devrin ışıkları sönmüştür.
Bir zamanlar adı kalbin en canlı yerinde duran biri, zamanla hatırlamak için çaba gerektiren bir hatıraya dönüşür. Ne öfke kalır geriye ne kırgınlık. Çünkü insan en sonunda şunu anlar: Bazı duygular kavga ederek değil, yorularak biter.
Beklemek insanı eksiltir. Görülmeyi ummak, anlaşılmayı beklemek, eksilen bir şeyin bir gün tamamlanacağına inanmak… Sonra bir gün içindeki ses susar. İşte unutmak orada başlar. Ne bir karar vardır ortada ne de bir hesap. Sadece kalp, artık yük taşımayı reddeder.
İnsan bazen karşısındakini değil, onun içindeki yerini kaybeder. Ve en ağır olan da budur. Bir zamanlar hayatının merkezinde duran biri, zamanla sıradan bir geçmiş cümlesine dönüşür. Ne büyük bir kavga kalır hatırada ne de açıklanacak bir mesele. Sadece içinden çekilmiş bir anlamın boşluğu kalır.
Geriye dönüp baktığımda içimde ne sitem var ne de anlatma ihtiyacı. Bazı hikâyeler tamamlanmak için değil, insanın içindeki fazlalıkları alıp götürmek için yaşanır.
Ve insan birini gerçekten unuttuğunda bunu ilan etmez. Sessizleşir. Anlatmaz. Çünkü artık anlatmaya değecek bir şey kalmamıştır. İçinde kapanan kapının sesini yalnızca kendisi duyar.
Gerçek unutuluş, adını anmamak değildir.
Bir zamanlar onsuz nefes alamadığın birinin, artık aklına bile gelmemesidir.
Ve bil ki, insan gerçekten vazgeçtiğinde nefret bile etmez.
Çünkü nefret bile bir bağdır.
Artık yokluğun bile içimde bir yer kaplamıyor.
Senden geriye, hatırlamaya değecek hiçbir şey kalmadı.
Bülent SUSAM