Ruhumun kıyılarına vuran o eski ve yorgun dalgalar, yerini şeffaf bir sükûnetin yankısız akışına bıraktı. Zihnimin odalarında biriken o gri pus, bir sabah nefesinin dokunuşuyla dağılıp giderken; kalbimin en kuytu köşelerinde sakladığım o kırılgan sessizlik, şimdi baharın ilk fısıltısı gibi usulca harflere bürünüyor. Göğüs kafesimde ağırlık yapan o kadim hüzün, artık bir yük değil; gökyüzünün sonsuzluğuna bırakılmış ipeksi bir uçurtma gibi ruhumun derinliklerinde süzülüyor.
İçimdeki o derin boşluklar, artık yankısız kuyular değil; ışığın nazlı bir sızıntıyla doldurduğu gümüş kadehler. Eskiden karanlık sandığım o kuytular, şimdi ruhumun kendi iç sesini dinlediği dingin birer sığınak. Kelimelerim artık toprağa ağır gelmiyor; aksine bir kuşun kanadındaki o hafiflikle, kendi gökyüzüne doğru kanat çırpıyor. Gözlerimdeki o eski buğu dağılırken, her bakışım evrenin en yumuşak renklerine bürünüyor; sanki dünya, üzerine serilen ince bir tülün ardından bana en saf haliyle gülümsüyor.
Zaman, artık peşimden koşan bir yabancı değil; elimden tutan, beni her adımda biraz daha kendime yaklaştıran bir yol arkadaşı. Ayaklarımın altındaki toprak, sertliğini yitirmiş; sanki her adımımda bir çiçek tarlasına basıyormuşum gibi yumuşak ve şifalı. Dışarıdaki o gürültülü dünyanın yankıları, benim içimdeki o huzurlu bahçeye ulaşamadan eriyip gidiyor.
Dün, uzak bir kıyıya bırakılmış bir vedaydı; bugün ise şafağın alnıma kondurduğu o ilk öpücük. Kaç kez kaybolduğumun bir hükmü yok; çünkü her kayboluş, beni daha önce hiç keşfetmediğim o gizli ve ışıklı patikalara çıkardı. Şimdi avuçlarımda sadece sükûnetin serinliği, ruhumda ise hiçbir karanlığın bozamayacağı o duru ve narin aydınlık var.
Kitapla doğa ve sevgiyle kalın📚🖊☘️🙏🏻
keyifli okumalar🤍