Güven… İnsan ruhunun en kırılgan ama bir o kadar da değerli köprüsüdür. Bir
bakışta kurulabilir, yıllar boyunca inşa edilebilir, ama bir anlık ihmalle yıkılabilir.
Güven, sözlerin ötesinde bir duygudur; davranışların, bakışların, sessizliklerin bir
bütünüdür.
Güveni kazanmak sabır ister. İnsan, karşısındakinin samimiyetini, niyetini, sınırlarını
sezer; küçük jestlerle test eder. Bir kahvenin eşliğinde yapılan sohbet, birlikte
geçirilen sessiz dakikalar, paylaşılan sırlar… Hepsi, güvenin sessiz yapı taşlarıdır.
Ancak güvenin kırılması, en büyük sarsıntıdır. Kırılan bir güven, insanın iç
dünyasında yankı yapan bir boşluk bırakır. Bu boşluk, sadece karşı tarafla değil,
kendi benliğiyle de bir çatışmadır. O yüzden güven, kolay verilecek bir hediye
değildir; dikkatle, özenle dokunan bir bağdır.
Güven, bazen karşılıksızdır. İnsan, kimi zaman kendini koruma içgüdüsüyle diğerini
sınar; ama bazen, açık bir yürekle adım attığında, en beklenmedik yerden güven
cevabı bulur. İşte bu an, insanın dünyada en çok ihtiyaç duyduğu şeyin, yine insan
olduğunu hatırlatır.
Ve belki de güvenin en büyük büyüsü budur: Onu bir kez yitirdiğinizde acıtır; ama bir
kez gerçek anlamıyla kurulduğunda, insanı hem dünyaya hem de kendine bağlayan
görünmez bir ip haline gelir.
Güven, sözcüklerle tarif edilemez; hissedilir, yaşanır ve paylaşılır. O, insan olmanın
en derin, en hassas ama bir o kadar da güçlü yanıdır.
Derya YAĞMUR