İçimizde Kalan Son Ses

İnsan büyüdükçe çoğalacağını sanır; oysa fark etmeden eksilir. Çocukken avuçlarımız doludur: hayaller, inançlar, kolayca gülen bir kalp… Zamanla öğreniriz kırılmayı, susmayı, vazgeçmeyi. Ve her öğrendiğimiz şey, bizden bir parça alır.

Bir sabah uyanırız; eskisi gibi heyecanlanmadığımızı fark ederiz. Bir şarkı çalar ama içimize dokunmaz. Bir manzara uzanır gözlerimizin önüne, ama içimizde hiçbir şey kıpırdamaz. İşte o an anlarız; eksilen şey zaman değil, biziz.

Hayat, insandan hep bir şey ister. Sabır ister, güç ister, bazen de sessizlik. Ama en çok da alışmayı öğretir. Öyle ki, en büyük acılara bile alışır insan. Ve bu alışmak, bazen en derin kayıptır. Çünkü insan alıştıkça hissizleşir, hissizleştikçe kendinden uzaklaşır.

Oysa eksilmek kader değildir. İnsan, kaybettiğini yeniden bulabilir. Belki eski neşesiyle değil, ama daha derin bir anlamla… Belki eskisi gibi çocukça değil, ama daha gerçek bir umutla.

Bazen bir kelime, bazen bir dokunuş, bazen de sadece içten gelen bir fark ediş… İnsan, kendine dönmeye karar verdiği anda çoğalmaya başlar.

Belki de mesele, hiç eksilmemek değil; eksildikçe kendini yeniden kurabilmektir.

Çünkü insan, kaybettikleriyle değil; yeniden inşa ettikleriyle tamamlanır.

Derya YAĞMUR

Daha Fazlası

4. Hafta –Görünmeyen Kapılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir