Melekler ve Şeytanlar

İnsanlık tarihinin en eski anlatılarında gökyüzü yalnız bırakılmazdı. İnsan, anlam veremediği her iyiliğin arkasına görünmeyen varlıklar koydu: Melekler…Eski uygarlıklarda melekler bazen tanrıların habercisiydi, bazen insanı koruyan görünmez muhafızlar. Çölde yolunu kaybedene umut, savaşın ortasında kalana cesaret, yalnız kalana ise bir işaret olarak anlatıldılar. Her çağ, meleği kendi ihtiyacına göre şekillendirdi.Orta çağlarda melek, gökten gelen adaletin ve ilahi düzenin sembolü oldu. İnsan, yeryüzündeki karışıklığın üstünde bir yerde hâlâ temiz bir düzen olduğuna inanmak istedi. Çünkü yerde savaş vardı, açlık vardı, ihanet vardı. Gökte ise hâlâ saf olan bir şey olmalıydı.Zaman ilerledi, bilim gelişti, şehirler yükseldi. İnsan artık yıldızların ne olduğunu öğrendi ama meleklere olan ihtiyaç bitmedi. Sadece şekil değiştirdi.Bugün melek bazen bir ambulans görevlisinin sabaha kadar uyumadan çalışmasında, bazen bir annenin evladını sessizce affetmesinde, bazen de hiç tanımadığın birinin zor anında sana el uzatmasında yaşıyor. Kanatları görünmez oldu ama etkisi hâlâ aynı: İnsanı insan yapan iyilik.Peki ya şeytan?Şeytan da tarih boyunca dışarıda arandı. Günahın, kötülüğün, yıkımın sorumlusu olarak hep başka bir varlık gösterildi. İnsan kendi içindeki karanlığı görmek yerine onu bir varlığa yükledi.Ama bugün anlıyoruz ki şeytan çoğu zaman insanın kendi içinde saklı.Kırıldığında kırmak isteyen yanımızda,Güç bulduğunda ezmek isteyen tarafımızda,Korktuğunda saldıran iç sesimizde.Modern dünyada şeytan artık ateşler içinde bir varlık değil; bazen hırsın, bazen bencilliğin, bazen de umursamazlığın adı.Belki de bugün melekle şeytan gökte ya da yer altında değil.İkisi de insanın içinde.Ve her gün, her kararımızda hangisini büyüteceğimize biz karar veriyoruz.

Bülent SUSAM

Daha Fazlası

GECENİN KIRILDIĞI YERDEN

Bir Takvim Yaprağından Fazlası: