Unutmak ya da unutmamak… Bütün mesele saklamaktır aslında.
Unutmak, bir şeyi hafızanın karanlık bir dehlizine gömmek değildir her zaman. Bazen de, bir define gibi saklamaktır; yerini kimselere söylemeden, sessizce korumak. İnsanın unuttum sandığı anı, çoğu zaman daha da derine kazınır. Fotoğrafları, mektupları, eşyaları atarsınız; hepsi çöpe gider ya da yanar. Ama anı kalır. Hatıralar elimizden gider, anılar içimizde kök salar.

Çünkü unutmak mümkün değildir; anılar insanın içinde yaşayan seslerdir. Yalnızca susmayı öğrenirler zamanla. Zihin, kendi gerçeğini seslerle değil, renklerle anlatır. Kırgınlıklarını, ihtimallerini, vazgeçişlerini, “keşke” ile başlayan tüm ihtimalleri… Ve şanslıysa “iyi ki”lerini. Yük değildir onlar; bir ömrün şahitleridir. Bu yüzden bazı insanlar, anılarını sırtında taşımaz; yanlarında yürümesine izin verir yalnızca. Yoldaş gibi.

Kadınlar mesela… Yurdumun kadınları. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, ağacın en tepesindeki meyveye ulaşmak için önce dibindeki ayrık otlarını temizlemek zorunda kalan, bazen de toprağa düşen meyveyle yetinen kadınlar. Onlar, söyleyemediklerini ipliğe söyler. Dışarıya taşamayan duygularını, elleriyle ördükleri kilimlere emanet ederler.

Her motif bir cümledir, her renk bir duygunun kaydıdır.
Yıldız umut taşır, çiçek sevgiye dair sessiz bir nottur, karga sıkıntıyı fısıldar. Renkler, desenler, düğümler… hepsi birer dil olur; kadının kırgınlığını da sevincini de saklar.

Bir kilimdeki her düğüm, bir günün; bir gecenin; bir hayalin tanığıdır.
Her renk, bir sesin yankısıdır — susmayı öğrenmiş ama hâlâ orada duran.

Kilimler ve halılar, kadınların sessiz tanığıdır. Mutsuzluğun ayıp, hastalığın zayıflık, sevgiyi istemenin arsızlık, göstermenin saygısızlık sayıldığı coğrafyada, kalem tutmamış ellerin en kuvvetli yazısıdır her bir desen. Anadolu’nun sabrını, sessizliğini, kaderle el ele yürüyen kararlılığını ilmek ilmek dokuyan kadınlar… Onlar konuşmaz; iplik konuşur.

Bir kilimin üstünde bazen bir ömür başlar; bir desenin içinde büyür, bir motifte saklanır. Kaynanasına kırgın bir gelin “kurt ağzı” işler mesela, kimseye söyleyemediğini desenle anlatır. Mutsuz bir kadın “kanadı kırık kuş”la sığınır özgürlüğün hayaline. Elibelinde motifiyle sadece bereket dilemez;
“Ben buradayım” der.
İçinden, kendine.

Her motif, kadınların sustukça yazdığı bir mektuptur aslında.
Renkler kelimelere, desenler cümlelere dönüşür. Kırmızı özlem olur, mavi umut, siyah kederin gölgesi.

Ve biz bir kilime bakarken, aslında yalnızca o kadının değil; kendi anılarımızın da izini görürüz. Renklerin ve motiflerin dilini çözebilirsek eğer, geçmişin sessizce bize seslendiğini duyarız.

Anadolu’da unutmak da dokunarak olur bazen.
Her ilmik bir unutuş, her renk bir hatırlayıştır.
Kadınlar acılarını saklamaz; halının desenine işler. Böylece anı, evin en görünür yerinde durur — sessiz ama diri.

Çünkü unutmamak bazen konuşmak değildir.
Bazen, dokumaktır.

Zeynep DOĞAN

Bir Yanıt

  1. Tek kelimeyle etkileyici, bu kadar güzel anlatılabilirdi. Kaleminize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir