Kapıda Kalan Aşk – Üçüncü Bölüm

Sabah, geceyi usulca uğurlayan bir sessizlikle geldi. Şehir henüz uyanmamıştı; sokaklar, geceye ait sırları saklar gibi dingindi. Defne, kafenin camında kendi yansımasına baktı. Gözlerinin altındaki hafif yorgunluk, yerini tuhaf bir dinginliğe bırakmıştı.

Gece boyunca yazdığı satırlar hâlâ önündeydi. Defter açık, kalem sayfanın kenarında unutulmuştu. Yazdıkları bir hikâyeden çok bir vedaya benziyordu. Ama bu kez vedanın içinde kırgınlık yoktu.

Sadece kabulleniş.

Garson, sabahın ilk kahvesini masasına bıraktığında Defne teşekkür etti. Bu kez sesi daha sakindi. Sanki içindeki karmaşa geceyle birlikte çekilip gitmişti.

Bir süre hiçbir şey yapmadan oturdu. Kahvesinden küçük yudumlar aldı. İnsan bazen hiçbir şey yapmadan da ilerleyebiliyordu, bunu fark etti.

Telefonuna baktı.

Hâlâ sessizdi.

Ama bu sessizlik artık eksiklik gibi gelmiyordu.

Tam kalkacakken kapının zili yeniden çaldı.

Refleksle başını çevirdi.

Ve zaman… bir anlığına durdu.

Aras.

Kapının eşiğinde duruyordu. Üzerinde dün geceden kalan o yorgunluk, ama gözlerinde farklı bir şey vardı. Sanki bir şeyleri kaybettiğini nihayet anlamış birinin bakışı…

Defne’nin kalbi hızlanmadı.

Bu ona en çok şaşırtan şey oldu.

Aras yavaş adımlarla yaklaştı. Masanın karşısında durdu. Bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazına düğümlendi.

“Geç mi kaldım?” dedi sonunda.

Defne ona baktı. Uzun uzun… ama bu bakışta artık bekleyiş yoktu.

“Hayır,” dedi sakin bir sesle. “Tam zamanında geldin.

”Aras’ın yüzünde kısa bir umut parladı.

“Öyleyse… konuşabilir miyiz?

”Defne defterini kapattı. Parmaklarını kapağın üzerinde gezdirdi. Sonra başını kaldırdı.

“Konuşabiliriz,” dedi. “Ama aynı yerden değil.

”Aras kaşlarını çattı. “Ne demek bu?

”Defne derin bir nefes aldı. Camdan dışarı baktı. Şehir yavaş yavaş uyanıyordu. İnsanlar çoğalıyor, hayat yeniden akmaya başlıyordu.

“Ben artık o eski Defne değilim,” dedi. “Seni bekleyen, seni anlamaya çalışan, seni kaybetmemek için kendinden vazgeçen…

”Aras bir adım geri çekildi. Bu cümleler ona yabancı gelmişti.

“Ben değişmedim,” dedi. “Ben hâlâ—”

“İşte sorun da bu,” diye sözünü kesti Defne. “Sen hiç değişmedin.”

Sessizlik çöktü aralarına.

Aras ilk kez cevap veremedi.

Defne ayağa kalktı. Çantasını omzuna aldı. Masada bir an durdu. Gözleri Aras’ın gözlerine değdi.

“Bazen birini sevmek yetmez,” dedi. “Onu anlayacak kadar büyümek gerekir.”

Aras’ın bakışları dağıldı. Sanki ilk kez gerçekten yalnız kalıyordu.

“Peki ya biz?” diye sordu, sesi neredeyse fısıltıydı.

Defne hafifçe gülümsedi. Ama bu gülümseme geçmişe değil, kendineydi.

“Biz,” dedi, “çoktan bitti. Sadece ben geç fark ettim.

”Kapıya doğru yürüdü.

Zil bir kez daha çaldı.

Bu kez çıkarken.

Dışarı adım attığında sabah güneşi yüzüne vurdu. Gözlerini hafifçe kıstı. İçinde garip bir hafiflik vardı.

Arkasına dönmedi.

Çünkü bazı hikâyeler dönüp bakınca değil, yürüyüp gidince tamamlanır.

Ve Defne artık bir kapının önünde bekleyen biri değildi.

O…Kendi yolunu açan biriydi.

Derya YAĞMUR 

Daha Fazlası

İçimizde Kalan Dün