Yağmurun ardından şehir tuhaf bir sessizliğe bürünmüştü. Sanki az önce dökülen her
damla, sokakların içini yıkamış da geriye sadece çıplak gerçekleri bırakmıştı. Defne
yürüdü. Nereye gittiğini bilmeden, ama artık nereye dönmeyeceğini bilerek.
Ayaklarının altındaki kaldırım taşları ıslaktı, ama içi ilk kez bu kadar kuru, bu kadar
netti.
Bir kafeye girdi. Kapının üstündeki küçük zil çaldı. İçerisi sıcaktı. Buharlaşan kahve
kokusu, dışarıdaki geceyle tezat bir huzur taşıyordu. Cam kenarına oturdu. Elleri hâlâ
hafif titriyordu. Garson gelip ne istediğini sorduğunda bir an duraksadı.
“Bir sade kahve,” dedi.
Eskiden olsa şekerli isterdi. Aras yüzünden.
Kendi seçimini yapmanın ne kadar basit ama ne kadar geç kalınmış bir şey olduğunu
düşündü. İnsan bazen en küçük tercihlerde bile kendini kaybedebiliyordu.
Kahve geldiğinde fincana bakakaldı. Siyah, derin ve sakince duran bir yüzey… Tıpkı
içinde taşıdığı yıllar gibi.
Çantasından telefonunu çıkardı. Ekran karardı, sonra aydınlandı. Bildirim yoktu.
Kimse onu beklemiyordu. Kimse “neredesin” diye sormuyordu. Garip bir şekilde bu
yalnızlık canını yakmadı.
Aksine… hafifletti.
Tam o sırada telefon çaldı.
Ekranda bir isim belirdi: Meral.
Defne bir an tereddüt etti. Açtı.
“Neredesin sen?” dedi Meral’in sesi, her zamanki gibi telaşlı ama sıcak.
“Şehirdeyim,” dedi Defne. “Ama ilk kez gerçekten içindeyim gibi.”
Meral sustu. “Onu gördün mü?”
Defne gözlerini kapattı. Aras’ın yüzü geldi aklına. O yorgun bakış, o geç kalmış
cümleler…
“Gördüm,” dedi. “Ama artık ona ait değilim.”
“Peki ya o sana ait mi hâlâ?”
Defne kahvesinden bir yudum aldı. Acıydı. Ama bu kez o acıyı sevdi.
“Hayır,” dedi net bir sesle. “Artık kimse kimseye ait değil. Sadece bazı insanlar
içimizde iz bırakır. O kadar.”
Telefonun diğer ucunda derin bir nefes duyuldu. “Bu iyi bir şey mi?”
Defne camdan dışarı baktı. Sokakta insanlar yürüyordu. Herkes bir yerlere yetişmeye
çalışıyordu. O ise ilk kez hiçbir yere yetişmek zorunda değildi.
“Bu… özgürlük,” dedi.
Telefonu kapattıktan sonra bir süre oturdu. Sonra çantasından küçük bir defter
çıkardı. Uzun zamandır yazmamıştı. Kalemi eline aldı. Sayfayı açtı.
İlk cümleyi yazmak zor oldu.
Ama yazdı:
“İnsan bazen bir kapıyı kapatmaz, içinden çıkar.”
Durdu. Sonra devam etti.
O gece Defne sadece bir hikaye yazmadı. Kendini yeniden kurmaya başladı.
Ve şehir…
Bu kez onun hikayesini dinliyordu.
Derya YAĞMUR