Çanakkale, tarihimizin en derin izlerinden birini taşıyan yerlerden biridir. Sadece bir
coğrafya değil, bir milletin inancının, kararlılığının ve fedakârlığının simgesidir. 1915
yılında yaşananlar, ne bir tesadüfün ne de sadece bir savaşın ürünüdür; o, bir milletin
var olma iradesinin destanıdır.
Bir yanda üstün teknolojiye, güçlü donanıma sahip düşman kuvvetleri; diğer yanda
çelikten iradeleri ve iman dolu yürekleriyle Türk askerleri… Düşmanı durdurmak için
değil, vatanı korumak için akan kan; karanlığa karşı aydınlık umutları sarmalayan bir
mücadele… Çanakkale’de geçilmez denilen şey, sadece toprağın direnci değil, aynı
zamanda bir halkın inancının gücüdür.
Her taşın, her siperin bir hikâyesi vardır. Mehmetçik, cepheden cepheye koşarken,
geride bırakılan umut ve sevgi dolu mektuplar, direncin sessiz çığlığıdır. Bir çocuk, bir
anne, bir baba… Hepsi, tarih sayfalarında sadece isim değil, cesaretin sembolü
olarak yankılanır. Çanakkale, sadece bir tarih değil, bir ders; yılmadan direnmenin,
umutsuzluk karşısında dimdik durmanın adıdır.
Ve bugün… Her 18 Mart’ta o toprakları ziyaret ettiğimizde, sadece geçmişi
anmıyoruz. Aynı zamanda geleceğe dair bir uyarı alıyoruz: Varlığımızın bedeli,
gözyaşı ve kanla yazılmıştır. Çanakkale geçilmez, çünkü geçilemeyen sadece
siperler değil; geçilemeyen bir milletin kararlılığı ve direncidir.
Çanakkale’de “geçilmez” olan, toprağın sertliği değil; inanç, cesaret ve fedakârlıkla
örülmüş bir ruhun direncidir. Ve işte bu yüzden, ne zaman tarih kapılarını açsa, o ruh
bize hâlâ fısıldar: Vazgeçme, dimdik dur, çünkü sen de bir zamanlar burada direnişi
öğrendin.
Derya YAĞMUR