KENDİME DÖNÜŞ BİLETİ

Odanın içindeki sessizlik, dışarıdaki rüzgardan daha gürültülüydü. Masanın üzerindeki kağıda bakarken parmak uçlarımda bir sızı hissettim. Kalemi tutmak değil, o kalemin kağıda dökeceği gerçekle yüzleşmek ağır geliyordu. Zihnimde yankılanan o cümle, bir bıçak sırtı gibi kalbime yaslanmıştı: “Seni severken kendimi çok üzdüm.”​Ne tuhaf… Eskiden sevmenin, bir başkasını kendinden daha çok korumak olduğunu sanırdım. Oysa korumam gereken asıl kaleyi, kendi ruhumu, ellerimle ateşe vermiştim. Onu kırmamak için attığım her geri adımda, kendi uçurumuma bir adım daha yaklaşmıştım. Her defasında kendime, “O bana kıyamaz,” demiştim. Bir zırh gibi kuşanmıştım bu cümleyi. Dünyanın bütün acımasızlığına karşı bu “sanrıya” sığınmıştım.​Penceredeki yansımama baktım; yabancı bir yüze bakar gibi… İnsan, en çok güvendiği yerinden sarsılınca dünya durmuyor, aksine seni savurup atmak istercesine daha hızlı dönmeye başlıyor. Ben, sandığımla sınanmıştım. Onun merhametini kendi vicdanımla ölçmüş, sevgisini kendi fedakarlığımla tartmıştım. Büyük bir yanılgıydı bu. Oysa sevgi, birini üzmemek değil; birinin üzülmesine sebep olduğunu gördüğünde durabilme becerisiymiş. O, durmamıştı.​Mutfaktaki tezgahın başında soğumuş çay bardağına bakarken, parmaklarımın artık titremediğini fark ettim. Tuhaf bir sessizlik çöktü içime; hüzünlü değil, kararlı bir sessizlik. Aylardır göğsümün tam ortasında bir kaya parçası gibi taşıdığım o ağır yük, bir anda anlamını yitirdi. Cevabı bulmuştum: Ben, onu sevmeye çalışırken kendimi sevmeyi unutmuştum.​Ceketimi alıp dışarı çıktım. Sokak lambalarının soluk ışığı altında yürürken içimdeki o sese kulak kabarttım. Artık bir başkasının onayını bekleyen o çocuk sesi değil, daha olgun ve kararlı bir fısıltıydı bu:​”Bak,” dedim kendi kendime, “Sonunda buradayız. Sadece sen ve ben. Seni bu kadar ihmal ettiğim, seni başkasının gözlerindeki ışığa mahkum ettiğim için özür dilerim.”​Bir banka oturdum. Şehrin uzak gürültüsü başka bir hayata aitmiş gibi geliyordu. “Sen bana kıyamazdın” cümlesini kalbimden söküp oracıkta bıraktım. Artık onun ne yapacağıyla ilgilenmiyordum; asıl mesele, benim artık kendime kıymayacak olmamdı. İnsanın en büyük gurbeti, kendi kalbinden uzak kalmasıymış. Şimdi o gurbet bitiyordu.​Ayağa kalktığımda adımlarımın ne kadar hafiflediğine şaşırdım. İlk defa nereye gittiğimi bilmeden ama kiminle gittiğimden emin olarak yürüyordum: Kendimle. Yolum uzundu belki, ama artık yüküm kuşlar kadar hafifti.

Sevda Güler Bozacıoğlu

Daha Fazlası

Değişen Yer mi Sen mi?

Akran Zorbalığı

Akran Zorbalığı: Türleri ve Etkileri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir