İnsan, çoğu zaman görünen yüzüyle değil; sakladıklarıyla yaşar. Kalabalıkların içinde
gülümseyen birinin içinde kopan fırtınaları kimse bilmez. Çünkü bazı acılar sessizdir.
Bazı yorgunluklar kelimelere dökülemez. İnsan bazen en büyük savaşını, hiç belli
etmeden verir.
Hayat, insanlara görünmeyi öğretirken; hislerini gizlemeyi de öğretmiştir. Güçlü
görünmek zorunda kalan insanlar vardır. “İyiyim” derken içten içe tükenenler…
Herkese umut dağıtıp kendi karanlığında kaybolanlar… İşte onlar, görünmeyen
yüzlerin sahipleridir.
Modern dünyada insanlar artık aynalara değil, başkalarının gözlerine göre yaşamaya
başlamıştır. Sosyal medyada mutlu fotoğraflar paylaşılır, kahkahalar sergilenir; ama
hiçbir kamera gece yastığa sessizce dökülen gözyaşlarını çekmez.
Çünkü insan, en çok kırıldığı yerde susar. Ve en derin yaralar, dışarıdan bakıldığında görünmez.
Oysa bir insanı gerçekten tanımak için yüzüne değil, suskunluğuna bakmak gerekir.
Bazı insanlar konuşurken değil, sustuklarında kendilerini ele verirler. Yorgun bir
bakış, yarım kalan bir cümle, dalıp giden gözler… Hepsi görünmeyen yüzlerin sessiz
çığlığıdır.
Belki de bu yüzden insanlar birbirine karşı daha merhametli olmalıdır. Çünkü kimin
hangi yükü taşıdığını bilemeyiz. Her insanın içinde kimseye göstermediği bir savaş
vardır. Ve bazen bir tebessüm, bir anlayış, bir güzel söz; görünmeyen yaralara
dokunan en güçlü ilaç olabilir.
İnsan dediğimiz varlık yalnızca etten ve kemikten oluşmaz. Onu asıl insan yapan;
sakladığı acılar, sustuğu cümleler ve kimseye göstermediği yüzüdür. Çünkü bazı
yüzler gözle görülmez… Ama en gerçek olanlar da onlardır.
Derya YAĞMUR