İçimi döküyorum, boğazımda kelimelerden bir barikat
Karanlık dehlizlerde, kayıp benliğimin izini sürüyorum.
Gözyaşı heceleriyle nakşediyorum sustuklarımı;
Dönse devran, dile gelse o kadim divân…
Anlatsa gönlümün her bir pâresini,
Kapanmak bilmeyen o sızıyı mühürlese,
Derdest edip gömse hüzünlerimi derinlere.
Gün olur dağılırız, savruluruz bir boşlukta,
Gün olur dalından taşan bir gonca gibi direniriz hayata.
Bazen yenik düşeriz bu esrara, bin parçaya bölünür ruhumuz.
İçimi döküyorum, hasbelkader adımladığım bu yola;
Hâzan vuran bir ömrün, toprağa sızan sessiz feryâdıdır bu…
Sesimi duyan var mı?
Hicrânlı bir ruhun, boşlukta asılı kalan son nefesi…
Yüreğimin titreyen tellerine kulak verin.
Issız, sessiz, sedâsız arşınladığım bu yol…
Âşiyan kalbimin yankısını duyan var mı?
Çatlayan her yerden bin sürgün versin,
Kırılan tüm dallarımdan, yeniden çiçeklensin ruhum.
Sena Alboğa