Soğuyan İnsanlık Kış o yıl şehre erken gelmişti. Sokaklar rüzgârın sertliğiyle ürperiyor, kaldırımların üzerinde insanlar aceleyle yürüyordu. Herkes bir yere yetişme telaşındaydı; kimsenin başını kaldırıp etrafına bakacak vakti yok gibiydi.
Otobüs durağının hemen yanında küçük bir çocuk oturuyordu. Üzerinde ince bir mont, ayağında yıpranmış ayakkabılar vardı. Dizlerini kendine çekmiş, başını öne eğmişti. Soğuktan mı titriyordu yoksa yalnızlıktan mı, belli değildi.
Durağın altı kalabalıktı. İnsanlar telefonlarına bakıyor, saatlerini kontrol ediyor, yaklaşan otobüsü bekliyordu. Çocuğun yanından onlarca kişi geçti. Kimisi fark etmedi, kimisi fark etti ama durmadı. Çünkü bazen insan, görmezden gelmenin rahatlığına sığınır.
Bir süre sonra orta yaşlı bir kadın durakta beklerken çocuğu fark etti. Göz göze geldiler. Çocuğun gözlerinde alışılmış bir sessizlik vardı; sanki çoktan büyümüş bir çocuktu.
Kadın çantasını karıştırdı. Küçük bir sandviç çıkardı ve çocuğa uzattı.
“Al, aç kalmışsındır.
”Çocuk önce tereddüt etti, sonra yavaşça aldı.
“Teşekkür ederim,” dedi.
Kadın gülümsedi. O sırada otobüs geldi. İnsanlar birbirini iterek binmeye başladı. Kadın da kalabalığın içine karıştı. Otobüs hareket ettiğinde çocuk hâlâ oradaydı.
Kadın camdan dışarı baktı. Çocuk sandviçi ikiye bölüyordu. Bir parçasını kendine ayırdı, diğer parçasını biraz ileride duran sokak köpeğine uzattı.
Kadının boğazı düğümlendi.Koca şehirde onlarca insan o çocuğu görmezden gelmişti. Ama aç olan o küçük çocuk bile elindekini paylaşmayı biliyordu.
Kadın o an düşündü:
Belki de insanlık büyük sözlerde, büyük binalarda ya da kalabalık şehirlerde değildi.İnsanlık, bazen aç bir çocuğun bile paylaşabildiği küçücük bir lokmada saklıydı.
Derya YAĞMUR