Eylül: İçimize Düşen Sarı Bir Yaprak

Eylül…

Takvimde yalnızca bir ayın adı değil; biraz vedanın, biraz başlangıcın, biraz da insanın kendisiyle yeniden karşılaşmasının mevsimidir.

Ağustosun o telaşlı sıcaklığından sonra Eylül gelir ve hayatın sesini usulca kısar. Sokaklarda güneş hâlâ vardır ama ışığın rengi değişmiştir. Akşamlar erkenden serinler, sabahların içine ince bir hüzün yerleşir. Ağaçlar henüz tamamen soyunmamıştır belki ama ilk yapraklar düşmeye başlamıştır bile. Sanki doğa, bize gitmenin de bir zamanı olduğunu hatırlatır.

Eylül biraz da yarım kalmış cümlelerin ayıdır.

Yaz boyunca ertelediğimiz düşünceler yeniden kapımızı çalar. “Sonra bakarım” dediğimiz ne varsa, birden önümüzde belirir. İnsan kendine daha çok soru sormaya başlar: Neyi geride bırakmalıyım? Neye yeniden başlamalıyım? Hangi insanları hayatımda tutmalı, hangi kırgınlıkları artık taşımamalıyım?

Belki de Eylül’ün en güzel yanı budur; insana yeniden başlama cesareti verirken geçmişi de inkâr ettirmez.

Çünkü her başlangıç, bir şeyin bitişinden doğar.

Okullar açılır, sokaklar yeniden çocuk sesleriyle dolar. Defterlerin ilk sayfaları çevrilir, kalemler yeniden umutla tutulur. İnsanlar yaz boyunca unuttukları düzenlerine dönerken hayat da kendi ritmini yeniden bulur. Fakat içimizde bir yer hâlâ yazın uzun akşamlarını, denizin kokusunu, güneşin tenimizde bıraktığı sıcaklığı saklar.

Eylül işte tam burada durur:

Ne tamamen yazdır ne de henüz kış. Bir arada kalmışlıktır.

Belki insan hayatı da biraz Eylül gibidir. Bazı dönemlerimiz biterken yenileri başlar. Bir yanımız geçmişte kalmak ister, diğer yanımız geleceğe yürümek için sabırsızlanır. Ve biz, ikisinin arasında, kendimizi yeniden kurmayı öğreniriz.

Eylül bana hep şunu düşündürür:

Her dökülen yaprak bir kayıp değildir.

Bazı şeylerin düşmesi gerekir ki ağaç yeniden güçlenebilsin. Bazı insanların hayatımızdan çıkması gerekir ki kendimize yer açabilelim. Bazı hayallerin değişmesi gerekir ki daha gerçek olanlarına ulaşabilelim.

O yüzden Eylül’e yalnızca hüzünle bakmamak gerekir.

O, vedaların içindeki başlangıçtır.

Bir sabah pencereden dışarı baktığımızda havanın değiştiğini fark ederiz. Belki hafif bir rüzgâr eser, belki bir yaprak sessizce yere düşer. Ve anlarız ki hayat yine yoluna devam ediyor.

Bizde etmeliyiz.

Yeni bir mevsime girerken eski yüklerimizi sırtımızda taşımak zorunda değiliz. Bazı kırgınlıkları affedebilir, bazı kapıları kapatabilir, bazı hayalleri yeniden kurabiliriz.

Çünkü Eylül, insana sessizce şunu söyler:

“Geçtiğin yolları unutma ama orada yaşama. Önünde daha gidilecek çok yol var.”

Ve belki de bu yüzden Eylül, yılın en güzel aylarından biridir.

Çünkü bazı başlangıçlar gürültüyle değil, sararan bir yaprağın sessizliğiyle gelir.

Derya YAĞMUR

Daha Fazlası

Ben Bu Şiirle Çok Yaşamam Sevgilim

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir