Bir toplum bir günde bozulmaz.
Önce bazı şeylere alışır insan.
Sonra alıştığı şeyleri normal kabul eder.
Normal kabul ettiklerini savunmaya başlar.
En sonunda da dün utandığı şeyleri bugün gururla taşır.
Dejenerasyon biraz da budur.
İnsanın kötülüğü seçmesi değil yalnızca; kötülük karşısında artık şaşırmamasıdır.
Bir zamanlar kırmızı çizgi olan şeylerin yavaş yavaş griye dönüşmesidir. Yalanın; işini yürütmek, çıkarcılığın hayatı bilmek sevgisizliğin güçlü olmak, merhametin ise zayıflık; diye adlandırılmasıdır.
En tehlikelisi de insanın bütün bunları yaparken kendisini hâlâ iyi biri zannetmesidir. Çünkü insanın kendisine söylediği yalan, başkasına söylediği yalandan daha tehlikelidir.
Bugün birçok insanın en büyük kaybı parası, makamı ya da itibarı değildir. Kendi içindeki ölçüyü kaybetmesidir.
Kimse görmüyorsa yapılan yanlışın yanlış olmadığına inanmak… Bir insanın kalbini kırıp ama ben haklıydım; diyerek vicdanı susturmak…
Bir başkasının düşüşünden gizlice zevk alıp yüzüne acıyormuş gibi bakmak…
Sevmediği hâlde menfaati için yanında durmak…
Dostluğu çıkarla, sevgiyi sahip olmakla, saygıyı korkuyla karıştırmak…
Bunların her biri insanın ruhunda açılan küçük çatlaklardır.
Ve insan, çoğu zaman büyük bir kötülükle değil, küçük tavizlerle kendisinden uzaklaşır. Önce bir yalan söyler. Sonra bir yalanı daha kolay söyler. Bir gün aynaya baktığında karşısındaki insanı tanımakta zorlanır.İşte dejenerasyonun en acı tarafı budur:
İnsan bazen başkasına dönüşmez. Kendi özünden uzaklaşarak kendisine yabancılaşır.
Oysa insanı insan yapan şey sahip oldukları değil, sahip oldukları karşısında nasıl davrandığıdır.
Güçlüyken merhametli olabiliyor musun?
Kimse seni görmezken dürüst kalabiliyor musun?
Sana hiçbir faydası dokunmayacak birine iyilik yapabiliyor musun?
Senden aşağıda gördüğün bir insana saygı gösterebiliyor musun?
Seni inciten birinin acısını anlayabilecek kadar kalbinde yer bırakabiliyor musun?
Ve en önemlisi…Haksız olduğunda
Ben yanılmışım. diyebiliyor musun?
Çünkü insanın gerçek karakteri, başkalarının önündeki davranışlarında değil; kimsenin görmediği yerde verdiği kararlarda saklıdır.
Çağımızın en büyük hastalıklarından biri de görünmekle olmak arasındaki uçurumdur.
İnsanlar iyi görünmeye çalışıyor, iyi olmaya değil.Mutlu görünmeye çalışıyor, huzurlu olmaya değil.
Zengin görünmeye çalışıyor, zengin bir ruh taşımaya değil. Bilgili görünmeye çalışıyor, öğrenmeye değil. Seviyor gibi yapıyor, gerçekten sevmeye değil.
Ve böylece hayat, görüntünün gerçeğin önüne geçtiği büyük bir sahneye dönüşüyor.
Herkes rolünü ezberliyor.
Ama perde kapandığında geriye kim kalıyor?
İşte insanın kendisine sorması gereken soru budur.
Çünkü insan, dünyayı kandırabilir.
Kalabalıkları etkileyebilir.
İnsanların gözünde kusursuz bir hayat kurabilir.
Fakat gecenin sessizliğinde kendi vicdanından kaçamaz.
Vicdan, insanın içinde susturulması en zor tanıktır.Belki de bu yüzden dejenerasyondan kurtulmanın yolu toplumu değiştirmekten önce kendimize dönmektir.
Dilimizi düzeltmekten önce niyetimizi düzeltmek…
Başkalarının ahlakını sorgulamadan önce kendi davranışlarımızı sorgulamak…
İnsanlar neden böyle? demeden önce
Ben neye dönüştüm? diye sorabilmek…
Çünkü toplum dediğimiz şey, aslında yan yana duran insanların toplamıdır.
Herkes birbirinden şikâyet ederken kimse kendisine bakmıyorsa, bozulma dışarıda değil, tam ortadadır.
Belki bugün hâlâ kurtarılabilecek bir şey vardır.
Bir özür.
Bir dürüstlük.
Bir merhamet.
Bir vazgeçiş.
Bir Ben yanlış yaptım cümlesi.
Bir insanı çıkarı olmadığı hâlde sevmek…
Kimsenin bilmeyeceği bir iyilik yapmak…
Gücü yettiği hâlde incitmemeyi seçmek…
Bunlar küçük şeyler gibi görünür.
Ama insanlık zaten büyük sözlerle değil, küçük ahlaklarla ayakta kalır.
Belki de dünyayı kurtaracak olan şey daha fazla insanın güçlü olması değil
iyi kalmayı seçmesidir.
Çünkü insanın gerçek yenilgisi düşmek değildir.
Düştükten sonra kalkmayı reddetmesidir.
Gerçek dejenerasyon ise kötülüğün var olması değil;iyiliğin artık insana garip gelmeye başlamasıdır.
Ve bir gün merhamet ayıp, dürüstlük saflık, sadakat aptallık, vicdan ise yük olarak görülmeye başlanırsa…
O zaman kaybettiğimiz şey yalnızca değerlerimiz değildir.
İnsanlığımızdır.
Derya YAĞMUR
Yazar Şair Editör Muhabir